• pexels anton atanasov 364086
    Politika,  Makaleler

    SALTANAT

    Saltanat ; bir zümrenin ya da kişinin devlet yönetimine egemen olması, devletin kişi ya da zümre tarafından yönetilmesidir. Saltanatta kişi ya da zümrenin çıkarları esastır. Kişi ya da zümrenin dini inanışı, düşüncesi, kültürü egemen kılınır ya da kılınmaya çalışılır. Saltanatlarda, birey anlayışı yoktur. Yönetilen herkes, saltanatın sahibi kişi ya da zümreye “kul” olur düşüncesi hakimdir ve kişilerin kullaştırılması için her yöntem denenir. Saltanat bilgisiz, eğitimsiz insanlar ister. Bilgisiz ve eğitimsiz insan fikir sahibi olamaz, fikir sahibi olamayan insanların da yönlendirilmesi ve yönetilmesi kolaylaşır. Saltanat yayılmacıdır, hep daha fazlasını ister. Azla yetinmeyi bilmez, sömürücüdür, din, ırk, dil, kültür, toplumun değer yargıları, medya, sanat, siyaset, devlet güçleri vb. aklınıza gelebilecek her türlü…

  • photography of leaves under the sky
    Felsefe,  Makaleler

    DAYATMA ve ANLAMA

    İmkânsızlık ve çaresizlik yoktur, aslında, olumsuzluklar sistemin bize dayattıklarıdır.  İnsan da, tıpkı doğa gibidir, doğa her gün nasıl yeniden doğuyorsa, geceler güne, ay güneşe, bulutlar yağmura, kara, mevsimler bahara, yaza ve kışa dönüşüyorsa; “insan” da her türlü zorluğun altından kalkabilecek, kendini yenileyebilecek bir varlıktır.  Doğduğumuz andan itibaren, dayatmalarla ve yıkıcılıklarla karşılaşırız ya da yıkıcılığı içimizde taşırız. Her ne olursak olalım, ister yapıcı kişilik, ister yıkıcı kişilik önemli olan inanmak… Öncelikle değişebileceğine inanmak, değişmemiz gerektiğini bilmek…  Düşünüyor musunuz ? Doğa her gün değişiyor yenileniyor, ağaçlar çiçek açıp, yeşilleniyor, meyve veriyor, yapraklarını döküyor, yeniden yeşeriyor ama siz hep aynı kalıyorsunuz.  Doğa da katı olan  taşlar, tahta, madenlerdir, taşlar, madenler işlenmeye gerek duyarlar, insanlara yarar sağlayabilmek için, yani…

  • close up photo of jellyfish underwater
    Toplum,  Makaleler

    CELLADINA AŞIK KURBANLAR

    İnsanın kendisini zora sokan, üzen koşulları benimsemesi, savunması ve bu koşulları yaratan nedenleri görmemesi, ezenin yanında yer almasına “Stockholm Sendromu” ya da diğer bir deyişle “Celladına aşık kurban” durumu denir. Sürekli şiddet yaşamanın bir sonucu olarak kurbanlar saldırganla özdeşleşmeye ve bir hayatta kalma stratejisi olarak onun için hareket etmeye başlayabilir. Kurbanın iradesinin saldırgana bağlı olması gönüllü bir karar değil, şiddetin doğrudan sonucudur. Bu sendromun ortaya çıkmasının temel nedeni hayatta kalma içgüdüsüdür. Dış dünyadan tamamen soyutlanan kurban, ihtiyaçları için kendisine baskı yapan kişiye bağımlı olduğunu hisseder. Saldırganın yaptığı küçük iyilikler kurbanın gözdünde büyür, zamanla kurban kendisini saldırganın yerine koyup olayları onun gözünden görmeye, yaptıklarına hak vermeye başlar. (https://www.e-psikiyatri.com/stockholm-sendromu-nedir-ve-belirtileri-nelerdir) Yukarıda bilimsel olarak…