YILLAR ÖNCE
Yıllar önce; tek kişi çalışarak bir evin ihtiyaçlarını giderir, evini arabasını alır. Hafta sonları ailecek pikniğe, sinemaya, tiyatroya, konserlere giderdi.
Okullarda andımız okutulur, küçükleri korumak, büyükleri saymak üzerine yemin edilir, büyüklere saygı duyulur, küçükler korunurdu.
Radyolarda radyo tiyatrosu ve kültürel programlar dinlenir, televizyonlarda Anna Karenina, Notre Dame’ın Kamburu gibi dünya klasiklerinden uyarlanan diziler, buz pateni, tartışma programları vb. gibi kaliteli programlar izlenirdi.
Okullarda el sanatları ve ev ekonomisi gibi derslerde hobi edinme teşvik edilir, okullardaki kollarda da öğrenciler ilgi alanlarına göre seçim yaparak sosyalleşirdi.
Suç ve suçlu övülmez aksine mahallelerde suç işleyen olursa, ondan uzaklaşılır, yalnızlaştırılırdı.
Çocuklar rahatça sokaklarda oynar, insanların yüzü güler, şen kahkahalar havada salınırdı.
Devlet kurumlarında yandaşlık değil, liyakat ve tecrübe önemliydi. Bilginin görgünün, dürüstlüğün ve kişiliğin değerli olduğu yıllardı.
Şimdi haberleri izlerken, sosyal medyadaki bazı videoları vb. görünce irkiliyorum.
Koca koca adamlar sanki halk sağırmış gibi bağıra bağıra konuşuyorlar, bir partiden diğer bir partiye geçiş yapanlar, yeni partisine kendisini kanıtlamak için en yandaş benim dercesine komik iddialarla, birbirleriyle yarışıyorlar.
Sayısı yüzleri aşan suç dosyasına sahip suçlular, dışarıda serbestçe dolaşıp, suçlarına yeni suçlar eklerken düşüncesini açıklayanlar, rakip görülenler parmaklıklar ardına konuluyor.
Değil tek kişi ailenin tüm fertleri çalışsa bile, sadece evinin ihtiyaçlarını karşılayamayan aileler var artık.
Televizyonlardan öğrendiğimize göre yasaklı maddeler, kolayca ulaşılabilecek ve kullanıldığının anlaşılması zorlaşacak şekilde çeşitlenmiş ve bir anda kişilik değişimine çocukları anne babalarını dövebilecek hale getirir olmuş. Yasaklı maddeye başlama yaşı 12 yaşa kadar düşmüş.
Kültürel aktarım yapmak yerine, televizyonlardaki dizilerin ve birçok programın konusu ya şiddet ya entrika…
Oysa bizler büyürken, masallarla, fıkralarla, halk hikayeleri, efsaneler vb. gibi sözlü edebiyat ürünleri ile büyürdük.
Sosyal medyada en çok izlenen videolar ya da fenomenler, altta bir bilgisi olmayan, basit, mizahtan uzak gülünç videolar… Görüntü ve fotoğraf bilgiden daha değerli halde.
Suçu ve suçluyu övenler, suç örgütü liderinden yardım bekleyenler, varlığından onur duyanlar.
Görülüyor ki, kültürümüzü, değerlerimizi kaybettik.
Bütün bunları düşününce de Hz. Muhammed’in “İşler ehil olmayana verilince kıyameti bekleyiniz” sözü ve rahmetli Yaşar Nuri Öztürk’ün toplumlarında kıyameti vardır sözü geliyor aklıma.
Kıyamet’in anlamı kendini sorgulayıp, yüzleşme ve yeniden diriliştir.
Toplumun kendini sorgulayıp, yüzleşebilmesi dileğiyle…
01.02.2026


